9 Haziran 2010 Çarşamba

özür dilerim sevgilim,
seni dünyam yaptığım için,
etrafında durmadan dönen
uydun; ay alduğum için.
bu ne sevgi ne de aşktı,
sadece yerçekimi kanunun vardı.
ben sana kapılacak kadar küçük.
senden kopamayacak kadar korkak.
seni korumak isteyen ahmak. 
biliyordum güneş yakıyordu canını
ben engel olmak istedim ona sadece
girdim arasına ikinizin birden.
nasıl bilebilirdim bir yanın
hep karanlıkta kalacak
korkma sakın sevdiğim
bu güneş tutulması
çok uzun olmayacak.

29 Mayıs 2010 Cumartesi

HİÇ

  anne kocasından habersiz yeni bir elbise almıştı belki de kocasının çok beğenmeyeceği. odasına gidip gardoroptan aldı elbiseyi. aynanın karşısında uzun uzun kendi üstüne tutarak baktı hem kendine hem elbiseye.
sonra tekrar gardoroba kaldırırken kocası girdi odaya. usulca bir sesle sordu "canım ne yapıyorsun?".kadın titreyen bir ses ve hızlanmış nefesiyle sadece "hiiiiç" diyebilmişti ancak.

  çocuk annesinden habersiz bi kedi seviyordu bahçede. annesi birden bağırdı ve sordu "ne yapıyorsun sen orada?". çocuk bilemedi ne yapacağını ve korktu hem de çok fazla. titreyen sesi ve hızlanmış nefesi sadece "hiiiiç" demeye yetebilmişti ancak.


  çocuk, sevgilisi ile oturmuş bi bankın üzerinde konuşuyorlardı. bir ayrılık konuşmasıydı bu. nasıl olduğunu anlamıyordu ikisi de ama bir şekilde ayrılığın eşiğine gelmişlerdi. paylaşacak birşeyleri kalmamıştı belki ya da neleri paylaşabileceklerini bilmiyordu ikisi de. çocuk son bir ümitle sordu sevdiği kıza "gerçekten artık sevmiyor musun beni?". güzel kız titreyen sesi ve hızlanmış nefesi ile "hiç" diyebiliyordu ancak.

  neydi allah aşkına bu "hiç". var olmamak mı ya da var olduktan sonra yok olmak mı. ne zaman kullanıyoruz bu kelimeyi. var olmayan birşeyi anlatırken mi. var olduktan sonra bir şekilde kaybettiğimiz birşeyi anlatmak için mi. belki de en acıklısı var olan birşeyi yok gibi göstermek için mi. bu kelimeyi kaldırsak ne güzel olurdu dilimiz. böylece kimse var olan birşeyi yok gibi göstermek için uğraşmazdı.  

16 Mayıs 2010 Pazar

çiçekler

bu foto teknik anlamda bir makro fotoğraf.
çektiğim yer anadolu kavağı kalenin üstü.
benim en beğendiğim yönü bir çiçeğin her şeklini bir karede
gösterebilmiş olmasıdır. 
fotoğrafta çiçeğin en canlı ve güzel hali net diğerleri flu bırakıldı.
bu fotoğrafa bakan bütün çiçekler unutmasınlar ki en güzel halleri aslında geçicidir.
sadece keyfini çıkarın o halin o hale bağlanıp kalmayın.  




8 Mayıs 2010 Cumartesi



burası neresi bilmeyen var mı bilmiyorum. ben yazayım her ihtimale karşı: İSHAK PAŞA SARAYI /DOĞUBEYAZIT.
ben öyle çok yer gezmiş biri değilim ama henüz bu kadar büyüleyici bir manzaraya sahip hiçbiryer görmedim. doğubeyazıt ovasının bütün manzarasına hakim bir tepeye kurulu.şimdi sarayın özelliklerinden bahsetsem yazı uzar kimse okumaz. şimdi burası ile ilgili bir hayalim var bir hafta çadırımı kurup buradaki kamp alanına bu manzaranın tadını çıkarmak istiyorum. sanırım insan bütün dertlerini unutur bu şekilde. bu kadar huzurlu bir yer ve huzur veren bi manzara görmedim.(fotoları kendim çektim b arada)


27 Mart 2010 Cumartesi

Ş

gözlerin yalana çalıyor biraz
dudakların kırmızıya
ruhunda bir karadelik ölmüş
kalbin aşka ayaz.

çoraplarım kokuyor sanma
ceplerindeki fare cesetlerinin kokusu
bütün kediler düşman sana
sevme sakın kimseyi kucak dolusu

bir enjektör al yanına
bir tane de predüktör
bir hediyem olacak küçük
onu kendinle büyüt.

21 Mart 2010 Pazar

A

sevgililer gününde geziniyorum kız kulesi sahilde. her yalnız gibi çiftlerin bu günü nasıl değerlendirdiğini merak ediyordum. velhasıl fotoğraf makinamı da yanıma almış olduğum için bazı fotoğraflar da çektim bu da onlardan biri. sevgililer gününe en çok sevinenlerden bi kesim de gül vb. satan teyzeler bence. bu teyze o gün kaç tane gül sattı bilmiyorum ya da hasılatını falan. o çocuk sevgilisine gül aldı mı o gün onu da bilmiyorum. ama bidiğim birşey var. o küçük kız büyünce yine bir 14 şubatta sahilde çiçek satarken bi fotoğrafçının makinesine hapsedilecek görüntüsü.

İ

  Çaydanlığın dibinde kalan son çayını süzerken birden farkına vardı; bardağı kırılmıştı. O bardağa boşalttıkça bardak içindekini halıya veriyordu.
  Bir öğrenci evinde oturuyordu arkadaşlarıyla. Ev dumanaltı olmuştu çünkü hep beraber tütsü yakıp koklamayı çok seviyorlardı.Bir çeşit ayin di onlar için bu. Sevdiği kızı düşünüyordu bir tanesi adını söylüyordu sessizce. diğeri ilk çalıştığı  tamir servisindeki ustasını düşünüyordu ve küfürler ediyordu yüksek sesle.
  Kırık bardağına aldırmadan çayı bitirene kadar süzdü demlikten.Bardak boşalıncaya kadar bıraktı içindeki ılık çayı halıya.Durdu, üzülmedi, düşünmedi kalktı yeni bir çay yapmak için mutfağa gitti.